8 Ocak 2015 Perşembe

Gitme...



Günün ilk ışıkları ile uyanmıştı.

Kalkıp pencerenin kenarına gitti. Sevdiği kadın henüz uyanmamıştı. Kadının yatakta kıpırdaması ile kafasını geriye doğru usulca çevirip baktı. Öylece bekledi sessizce. Biliyordu hemen kalkmazdı biraz daha uyurdu her sabah yaptığı gibi. Tekrar kıpırdamadığını görünce pencereden dışarıya bakmayı sürdürdü.

Tek tük geçen arabalar ve insanlar onu görmeden geçip gidiyorlardı. Sabahın bu saatinde kimse başını kaldırıp pencerelere bakmıyordu. Her biri ayrı bir telaşla yürüyüp uzaklaşıyordu. Ezberlerdiği bu görüntüleri bıkmadan izliyordu her sabah.

Biraz sonra telefonun alarmı ile irkildi. Hemen uzanıp susturmak istedi ama kadın ondan önce davranıp kapalı gözleri ile telefonu alıp ters çevirdi. Alarm da sustu böylece. Ama kalkmadı, tekrarlayan her alarmda aynı şeyi yaptı kadın. Yarım saat sonra alarm son kez çaldığında uyandı ve birkaç kez gerindi. O ise tüm bunları oradan, dikilip durduğu pencere kenarından sessizce izledi. Kadın yatakta doğrulduğunda yavaşça yanına gitti.  Minik bir öpücük kondurdu burnunun üstüne.

-Günaydın aşkım, dedi en tatlı sesiyle.

-Günaydın canımın içi diye karşılık verdi sıcacık gülümsemesiyle kadın.  

Uzanan eli öpmek yerine yumuşacık, adeta incitmekten korkarcasına koklar gibi dokundu.

-Bu gün evde misin canım? diye sordu.

-Ah üzgünüm tatlım, dedi kadın şakacıktan üzülmüş bir surat ifadesi takınarak. Bu gün de işe gideceğim. Yine evde değilim birtanem. Üstelik hemen hazırlanmaya başlamazsam geç kalacağım. 

Sonra kadın hızlıca bir kalkış yaparak oğlunun odasına gitti. O da peşinden. Kapının yanında durup onları izledi. Hemen her sabah şahit olduğu bu sahne yine tekrar ediyordu.  Kadın oğlunu kaldırmak için yapmadığını bırakmadı ama nafileydi. Onların bu savaşını kimin kazanacağını çok iyi biliyordu artık.

-Uyandım anne, tamam anne, bak tek gözümü açtım anne...

Lafları hep aynıydı. Fazla oyalanmaya zamanı yoktu kadının.  2 gömlek ütüledi, banyoya girip hazırlandı. Her 2 dakikada bir seslendi

-Oğlummmm, aşkımmmm, annesinin gülüüüü,  kalk haydiiii…

Odaya geçip giyindi. Çoraplarını giymek için yatağın üzerine oturduğunda yanına geldi sevdiği kadının. Usulca sokulup;

- Yine mi? Yine mi gidiyorsun sensiz geçecek saatlere emanet bırakarak beni! Dedi.

Kadın gülümsedi.

-Yapma ama, hala alışamadın mı? diye takıldı. 

Kadın çoraplarını giymeye çalışırken başını dizlerine bıraktı usulca.

-Gitme…  dedi yavaşça. Seni çok özlüyorum… Benimle birlikte olduğun zamanlar öyle az ki yetmiyor…

Kadın kucağında yatan başı yavaşça kaldırdı.

-Biliyorum canımın içi bu aralar seni ihmal ettim. Sana yeterince zaman ayıramadım. Ama yapma böyle birtanem. İnan ben de seninle birlikte olmak istiyorum. Sensiz dakikalarımda seni çok özlüyorum. Sen böyle yaparsan benim içim daha çok sızlıyor. Ne olur yapma ben de seni çok seviyorum ama şimdi gitmem gerek, dedi. 

Arkasından hüzünlü havayı değiştirmek için ekledi;

-Bak bu akşam sana güzel bir sürprizim olacak, beni bekle aşkım tamam mı? diye onu neşelendirmeye çalıştı.

O ise oturduğu yatağın üzerinden umutsuzca gözlerinin içine baktı ve fısıltı ile yineledi;

-Gitmeee…

Kadın duymamış gibi yaparak koridora yönlendi. Çantasını ve paltosunu alıp kapıya çıktı.  Geriye baktığında geçirmeye gelmediğini gördü. Hala bıraktığı yerde yatağın üzerinde boynunu bükmüş öylece oturuyordu.  Eliyle öpücük gönderdi ve;

-Bizim haylaz sana emanet, artık ne yap yap uyandır ve gitmesini sağla. Sana güveniyorum. Dedi.

Kapının kapanması ile hızlıca salonun penceresine gitti. Perdenin altına geçip kadının bahçeye çıkmasını bekledi. Birazdan kadın bahçede göründü. Tıpkı diğerleri gibi hızlıca yürüyüp kalabalığa karışırken o yine fısıltı ile arkasından;

-Gitme… dedi. Sağ patisi ile pencereye dokunarak.

Öylece durdu bir süre sonra hemen haylaz abinin odasına gitti.  Bu sabah hangi taktiği denesem acaba diye düşündü kapıdan yataktaki uykucu abiye bakarken…


- Dolabın üstüne çıkıp oradan üstüne mi zıplasam, yorganın içine mi girmeye çalışsam? Yok en iyisi gözlerimi dikip yastığının üzerinde oturayım her zaman işe yarıyor,  dedi.




                                                    Bunlar benim kızımın fotoğrafları... 




5 Ocak 2015 Pazartesi

SENİNLE BEN...

SEN...

Sen  hiç yasladın mı başını boşluğa
Onun omuzuna yaslanır gibi,

Hiç konuştun mu sokaklarda
Kendi kendine onunla konuşur gibi,

Ağır ağır yürüdün mü
yağan yağmurun altında

Yağmurdan fazla ıslattın mı yanağını
Sessizce akan gözyaşlarınla...

Ansızın uyandın mı uykundan mesela
Bir kez değil üstelik her saat başında

Ve onu düşünüp dakikalarca
gülümsedin mi karanlığa...





...................................................................................................................................................................


BEN...

Benim şiirlerimde
isminin 5 hali
yok artık sevdiğim...

-Yalın hali
-i hali
-e hali
-de hali
-den hali'ne
Senden sonra
-en sessiz çığlık hali'ni de
                                 ekledim...


29 Aralık 2014 Pazartesi

VEDALAŞMADAN ÖNCE...

Yeni bir yıla 3 kala bu yazıyı yazmayı çok düşündüm. Bazı bölümleri defalarca zihnimde yazılıp durmuştu ama bunu buraya aktarma konusunda hep takılıp kalmıştım. Şimdi yeni yıla 3 kala yazmaya karar verdim. Bilmiyorum ne kadar anlaşılır olurum yazdıklarımla. Hoş kimse anlamasa da tamamen kendim için yazıyorum bu sefer. 

Geçen yıl aralık ayının son günü  31. GÜN / GİDERAYAK İÇİMDE KALMASIN... yazımda 2013 yılını uğurlayıp 2014 yılını karşılamak üzere yazmıştım. 2013 yılını hiç sevmediğimi, 2014 yılını ise geleceksen bunları göze alarak gel diye uyarmıştım. 

Ve şimdi... 2014 ü uğurlamaya 3 kala bu yazıyı yazıyorum. 

Sevgili 2014,

Gelişin elbette muhteşem olmadı. Ancak uyarılarımı duymuş olacaksın ki daha ilk aylarda bana yepyeni kapılar açtın. Benim kendi elimle isteyerek, tamamen iyi niyetle taktığım ataletlerimden kurtulmanın ilk adımlarını attırdın. 23 yıl önce kapının dışında bıraktığım beni bana yeniden buldurdun. Ve hep söylenen ama yüreğimle inanmadığım için yapmadığım bir şeyi bana giderayak mümkün kıldın. Benim için çok zor bir yıl oldu. Zirveden dibe iniş gibiydi. Ama tıpkı bir anka kuşu gibi küllerimden yeniden doğdum. Nefes aldığım müddetçe Rabbimin beni sevdiğini ve koruduğunu biliyorum. Ben hesabıma düşeni aldım. Bu süreçte çok göz yaşı döktüm. Çok uykusuz gecelerim oldu. Çok öfkelerim. Ve hep şunu söyledim; Affetmeyeceğim!... Asla affetmiyeceğim!...

Affet dediklerinde güldüm. Kolay mı öyle bir çırpıda affetmek dedim. Dilim söylese gönlüm kırık dedim. 

Her geçen gün daha bir güçlendim. Benim oğlumun adı Umut, kızımın ki Sevgi. Yıllar evvel sanki bu günleri düşünüp koymuşum gibi. Oğlum, kocaman yürekli, gözümün nuru umut oldu bana. Omuz oldu, sırt oldu yaslanacak. Elimi öyle bir tuttu ki yüreğim yükümle birlikte eridi. Oğlum, Allah'a sonsuz hamdüsenalar olsun seni bana verdiği için. Yolun yolumdur, yolun hep açık olsun. Ve kızım, gözümün yaşını yaşına katan kızım. Verdiği cesaret dolu sözleri ve yardımları sayesinde hep bir adım daha dedim. Bir anne kızdan ziyade dost olduk birbirimize. Kızım, Allah'a sonsuz hamdüsenalarımı senin içinde gönderiyorum her an. Yolun yolumdur, yolun hep açık olsun...

Zorlu günlerimde yanımda olan, kader birliği yaptığım Seher'im. 23 yıllık eltim, kardeşim, herşeyim. Sen bu dünyada tanıdığım kanatsız bir meleksin. Senin gibi bir eltiye sahip olduğum için Allah'ıma binlerce şükürler ediyorum. Yolun hep açık olsun. 

Ve bu süreçte gerek maddi, gerekse manevi destek veren sevgili dostlarım, ailem geç kalmadan sizlere de bir kez daha buradan teşekkür etmek istiyorum. Hayat yolumda bana eşlik ettiğiniz ve beni ben olduğum için sevdiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum. İsimlerinizi tek tek yazmıyorum siz kendinizi biliyorsunuz zaten. 

Kelebek etkisinin canlı tanığı olarak hiçbir şeyin anlamsız ve boş olmadığını bir kez daha anladım. 
İnsanları karşılıksız ve çıkarsız sevdiğinizde mutlaka karşılığını alıyorsunuz. Ben hep karşılık beklemeden ve çıkarsızca sevdim. Elimden de başka türlüsü gelmezdi zaten.

Tanımadığım insanlara selamlar verdim hep yaptığım gibi ve mutlaka karşılık aldım verdiğim selamlara.  Ve yine tanımadığım insanlarla sohbetler yaptım zaman zaman. Çok güzel anlar biriktirdim. Hala güzel insanların olduğunu gördüm. 

Dil, din, ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, durum ayırmadan çıkarsız arkadaşlıklar kurdum. 

Olesya mavi gözlü, dünya güzeli ressam arkadaşım. Aynı dili hiç konuşmadık ama aynı dili konuşanlardan daha iyi anlaştık. Bu deli kadını çok sevdin ben de seni... Yapabileceklerim arasında beni bir adım ileri götürdün cesaretlendirdin. Teşekkür ediyorum sevgili Olesya Lanevskaya. 

En karanlık anlarda hep bir ışık sızdı hayatıma. Tüm bunlara rağmen affetmedim. Ve affedebileceğime de inanmadım. Biliyorum bu yazdıklarımı onlar asla okumayacaklar. Asla haberleri olmayacak. Hiç önemi yok. Ben bunları tamamen kendim için yazıyorum.  Üstelik kim ne düşünür demeden. Olduğu gibi içimden geldiği gibi. 

Yeni yıl ile yeni yaşıma da gireceğim. 5 ocakta. Yarım asıra 1 kala Allah'a şükrederek. Bana kendimle ilgili fırsat sunduğu için. Anlama, kavrama ve kabullenme nasip ettiği için. Yüreğimi tekrar sevgi ile doldurduğu için. Kapı önünde bıraktığım beni bana geri gönderdiği için. Yarın için korkmak yerine cesaretle bu günü yaşamayı seçtirdiği için. Ve çok geç kalmadan, "ölüm sürprizi gelmeden sevgiye gitmeli insan (Hilmi Işıkören)" sözünün sihirli gücünü gösterdiği için. 

Ve şimdi diyorum ki; AFFETTİM! 

Hiç bilmeyecek olsanız bile sizleri AFFETTİM!... Artık özgürsünüz. Hayatımdan çıktığınız gibi ruhumdan da çıkarttım sizi. AFFETTİM!...  






27 Aralık 2014 Cumartesi

TÜM MİSKİNLER ADINA...

Alem bana hayran, ben sana be can! Kamyon sloganı gibi oldu başlık ama bir sebebi var cancağazım.

Mahallenin köpekleri ile muhabettimiz pek iyiydi yaz boyunca. Caddemizde boylu boyunca uzanıp yatıyorlar. Güneş nerede onlar o kaldırımdalar. Uysallar,miskin miskin pinekliyorlar çoğunluk. Bir hafta sonu Seher’e gitmek için evden  çıktık. Aynı cadde üzerindeyiz aramızda 5 sokak var. Gelirken asma yaprağı al dolma yapalım dediydi. Caddemizde şahane yaprak satan bir yer var tam önündeki geniş taşlıkta kirli beyaz tüyleri ile boylu boyunca uzanmış cinsini tam bilmediğim ama kangal köpeği boyutunda kulağı markalanmış bir can yatıyor. Yaklaşınca gözlerini açtı gözlerime baktı.

-Kuzuuuu, rahatmısın orada? Dedim sadece. Hemen anında Orhan Veli’yi andım.

“Uzanıp yatıvermişsin sere serpe, olmaz ki böyle de yatılmaz ki…”

Her ana, her duruma uyan bir şiiri var benim dilimde Orhan Veli’nin.

Neyse efendim bizim derya kuzusu iyice bir baktı gözlerimin içine ve ayağa kalktı. Maşallah belimi aşıyor boyu. Dükkandan içeri girdik, yaprağı aldık ve çıktık. Öylece bekliyor kapının dışında ayakta.

-Biz gidiyoruz sen zahmet etme, uzan tekrar. Dedim. Dedim de iki adımda başını karnıma dayadı. Başını sevdim, konuştum. Sen misin bunu yapan. Peşimizi bırakmıyor. Biz gidiyoruz, o da geliyor. Bir o kaldırım, bir bu kaldırım geçip duruyoruz Sevgi ile. O hep peşimizde.

-Dön geri canısı, diyorum. Ama ı ıhh.

Kızım;

-Anne ben senin muhabbetine başlıyacağım şimdi diyerek kolumu sıkıyor. Hızlı adımlarla kırtasiyeciye giriyoruz. Bizim derya kuzusu tam kırtasiyecinin kapısının önüne boylu boyunca uzanıyor. Ne gireni çıkartıyor ne de çıkmak isteyeni bırakıyor. Gözleri hala gözlerimin içinde. Ben gülmekten ölüyorum. Kızım hem gülüyor hem kızıyor bana, kaldık burada diye.

Bir ara başını çeviriyor, fırsat diyerek gerilere çekiliyoruz. Bekliyoruz biraz daha. Ayağa kalkıp bu sefer merdivenlere yatıyor. Önünden birileri geçerken hızlıca çıkıp kaçıyoruz.

Seher’e anlatıyor Sevgi;

-Annemin içindeki bu şey bir gün başımıza iş açacak, diye. 

Akşam geç vakitte hep birlikte ailecek eve geri dönerken bu sefer de siyah bir köpekle göz göze geliyorum.

-Akşam şeriflerin hayrolsun can! diyorum sesli biçimde. Film yine kopuyor. Caddenin bir ucundan diğer ucuna kadar kaldırım değiştirerek yürüyoruz karşılıklı. Oğlumla eşim halimize gülüyor. Kızım yine kolumu çimdikliyor. Ben kahkalarda… Cadde ortasında hiç utanmadan üstelik. 

Şimdi cadde de köpek gördük mü kızım sakın bakma diye kafamı tutuyor. Gözlerimin içine bakıp sadece bana bak diyor. Köpekleri sevmediğinden değil, sadece çok büyükler ve tam dibimizden yürümeye çalışıyorlar.

Geçen hafta Bolu’ya gittiğimde Hüsniye’nin evinin önünde durduk. Hüsniye arabadan indi ben de yanına gittim vedalaşmak için. Birden;

-Hüsniye buraya kadar geldim Paşa’yı görmeden gitmem beni ona götür dedim.

Paşa öyle güzel, öyle güzel ki anlatamam. Kangal tabiî ki. Köşeyi dönüp de;

-Paşaaaaa ben geldim... dememle nasıl bir ayağa kalktı görmelisiniz. Tellerin arkasından başını nasıl elime sürüyor. Patisini avucuma bırakıyor anlatamam. Unutmamış beni. Yalvarıyor beni çıkartın bburadan sarılayım diye. Makbuş kornaya basınca ayrıldık ancak. Boynunu bir büktü arkamdan içim yandı. 

                                                                 Hüsniye'nin Paşa'sı

İçimdeki bu şeyi evdeki aşkım Pia da çok iyi biliyor.

                                                 Bu da benim biricik aşkım PİA

Ona dün akşam seranadlar yapıyordum sadece dinliyordu. Ne zaman Karadeniz türkülerine geçtim zibidi bana eşlik etmeye başlamaz mı? Anlaşılan bizim Pia’nın içine Karadenizli insan kaçmış dedim.  

Bu sabah yağmur yağıyordu işe gelirken. Elimde şemsiyem işyerine doğru yürüyorum sanayi sitesinin içinde. Yağmurun altında ıslanmış, park etmiş bir arabanın egzosu ile ısınıyor çaktırmadan.  Kocaman üstelik. Durdum ve sadece;

-Gel! dedim. 

Döndü baktı. Ağır ağır geldi. paltomu kokladı. Girdi şemsiyemin altına yürüdük birlikte. Sonra ona;

-İşe yetişmem lazım ben hızlanacağım, sen şuradaki kafe'nin tentesinin altına gir daha fazla ıslanma dedim. 5 adım daha benimle geldi. Ben hızlandım o da kafenin tentesinin altına gitti. 

Kış geldi. Canları unutmayalım istedim. Kış ayazının başladığı şu günlerde sevgimize ve ilgimize daha fazla ihtiyaçları olacak. 

Sevgi ve muhabetle...         







26 Aralık 2014 Cuma

AKŞAM ÜZERİ...



Çay demledim akşamüzeri,
      
İki bardak doldurdum bir başıma...
    
Biri benim, biri senin için
      
Biliyorum yine soğutacaksın çayını,
        
Canın sağolsun yine demlerim.
          
Kısmetse bir gün sıcak içmek de nasip olur.
            
Kimbilir?
              
O zaman da belki çayı beğenmezsin.
                
Üzülmem...
                  
Bir bardak su içersin.
                    
Ardından hayır dua edersin,
                      
Ömrüm uzar yine çay demlerim...





20 Aralık 2014 Cumartesi

HİÇBİR ZAMAN...

Hani bir ara demiştim ya, oturken yazmalara dururken yazmalar eklendi. Dururken yazmalara yürürken yazmalar... Sırada uyurken yazmalar olursa şaşırmam diye. İşte nihayet o da oldu.

Her zaman başucumda birkaç kitabım, bir not defterlerim, kalemlerim bulunur.

Bu gece uykumun kimbilir hangi saatinde o uyku ile uyanık halinde kendimi fark ettimki sürekli yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum... Uyandım, elimi karanlıkta deftere uzattım bir de kalem geldi elime. Kapkaranlık odada hatırladıklarımın bir kısmını yazdım. Pia kalemin kağıda sürtünme sesini duyup baş ucuma geldi yavaşça. Anneciğe bir şeyler olmuş diye eğildi kokladı. Burnunu burnuma değdirdi. Sonra kalemi dişlerinin arasına alıp gitti. Ben yine yazmaya devam ettim başımı yastığa koyup gözlerim kapalı... Bir sağa, bir sola döndüm. Öyküler yazdım, şiirler yazdım, mektuplar yazdım. Sabah uyandım bir bu kalmış elimde...

Sana hiç bir zaman okuyamacağın şiirler yazdım,
Hiç bir zaman göremeyeceğin resimler,
Hiç bir zaman duyamacağın şarkılar söyledim.
Ve sana hiç bir zaman bilmeyeceğin sevgimi verdim...

Hiç bir zaman silmeyeceğin göz yaşlarımı akıttım, 
Hiç bir zaman dokunmayacak elimi uzattım,
Sen umut dalında bir sevgi,
Karanlık gecelerin uzak yıldızı,
Aldığım ilk, verdiğim son nefesimsin...


Şimdi nerden böyle çoştum yine dalgalanıyorum halleri diye merak ediyorsunuz. Efendim 13 Aralığı, 14 Aralığa bağlayan gece 2014 yılının son gökyüzü şenliği vardı. Yıldız yağmurunu hiç gördünüz mü bilmem ama muhteşem oluyor. İstanbul gibi bir yerde böylesi bir güzelliği yakalamak neredeyse imkansızdır. Şehir ışıkları ancak güçlü yıldızların ışığını görmenize izin verir. Küçük yıldızları görmek için yerleşim yerlerinin biraz dışına çıkmanız gerekir. Ben bir gökyüzü sevdalısı olarak gündüz kadar geceye de sevdalıyımdır.



Bu son şenliği eşim pencere önü sigara içerken fark etmiş hemen gelip söyledi. (Bu arada belirteyim ilk kez sigara içmesine kızmadım.)  Ben de bir heyecan fırladım balkona. Ama yok böyle bir güzellik. Hemen kızımı aradım. Yatmış uyuyormuş kuzucuğum.

-Kalk kimseyi uyandırmadan pencereden dışarı bak, dedim.

-Anne korkutma beni ne oluyor dedi.

-Gökyüzüne bak ve bana ne gördüğünü söyle dedim.

Gitti baktı, fısıltı ile;

-Bulutlarrr dedi. Peki sen görüyorsun anneciğim gecenin bu saatinde? diye sordu biraz sitemli biraz meraklı.

-Yıldızları... Gökyüzü öylesine açık, öylesine berrak ki... Samanyolu tam üzerimizde. Sana şu kadar diyeyim benim "civcivli tavuk" yıldız kümesini bile görüyorum. Yani o kadar net. (Ben bu ismini seviyorum ama bazıları ona Ülker de diyor.)



İşte tam bu anda bir yıldız kaydı. Ben de ufak bir çığlık. Kızım;

-Anne dilek tut. diyor telefonun diğer ucundan. Ben dilek falan tutana kadar daldım gittim yıldızın peşinden. Kızımın sesi ile kendime geldim.

-Tuttun mu anne?

-Yok kızım ama sadece düşündüğüm bir kelime oldu. Sevgi...

-İyi anne ben yatmaya gidiyorum. Sen de balkonda çok fazla kalıp hastalanma dedi.

Hemen ardından Seher'i aradım.

-Yattın mı? diye sordum

-Henüz değil, hayrola gece gece? dedi.

-Terasa çık. Gökyüzüne bak anlarsın dedim.

Koşarak çıkmış. Beni aradı tekrar.

-Muhteşem güzel, tıpkı kandil gecesi gibi. Duaların kabul olduğu bir geceye benziyor. Dua edelim dedi.

Telefonu kapattık güzelliği seyrettik biraz daha.

Sonra internete girip baktım ki tam o gece gökyüzü şenliği varmış. Güzellikler diledim. Sevgiler, sevinçler, sağlık dolu günler. İnsanlık için huzur, barış, anlayış...

İşte benim bu çoştum yine dalgalanıyorum hallerim o gece kayan yıldızlardan. Sanırım içlerinden biri benim pek sevgili ilham perimdi. Bu yıl giderayak beni bulmak istemiş.

Peki şikayetçimiyim? Yoooo... Hazır uğramışken kaçırmayayım diye habire çay, kahve, kek, börek modunda besliyorum kendisini.  Espri bir yana sanırım o gece gökyüzünün açılan kapıları duaları geri çevirmedi.

Kimbilir belki sizin de bir duanız vardır ve o da gerçekleşmiştir. Muhabbetle kalın efendim... Görüşmek üzere...



Not: Bu son fotoğraftaki yazıyı ben yapmadım. Fotoğrafın kendisi bu şekildeydi bulduğumda. Denk geldi ben de paylaşayım istedim. Ne de olsa ismim var di mi ama :)))))


19 Aralık 2014 Cuma

SAKLI ZAMANLAR...







zaman yavaşça akan gözyaşlarında saklı,
sonbaharda düşen yaprakların altında.
sigaranın dumanında saklı
zaman son kez baktığın ve öyle bıraktığın gözlerinde saklı
ve zaman yüzdeki çizgilerde saklı...
  
hani ayrılırken son kez tutmuştun ya elini...
hani uzun uzun bakmıştın gözlerinin içine,
saçlarını koklamıştın ya hani,
kahretsin git artık demiştin ya gözyaşlarıyla...

zaman işte o gidişte saklı...


Minelse...