5 Haziran 2017 Pazartesi

ÇOK ÖNEMLİ İŞLERİM VARDI, ÖZÜR DİLERİM.

Kaç zaman olmuş yazmayalı. Sevgili bloğum öncelikle senden özür diliyorum. Biliyorum seni ihmal ettim. Ama çooook önemli işlerim vardı. Ve sana öyle yalapşap zaman ayırmak, geçiştirme yapmak istemedim. Biliyorsun bir işi ya tam yapacağım ya da hiç yapmayacağım. Huyum böyle elimde değil. Evet, şimdi buradayım ve bu günden itibaren artık yazabileceğim, okuyabileceğim. Ta kiii Eylül ayına kadar. Sonra yine ara verebilirim. Neden mi? Dur hemen kısaca anlatayım.

İşim eskisi gibi bilgisayar başında değil. Emekli oldum. Yaşasın oleyyy, ancak hala çalışmaya devam ediyorum. Tamamen farklı bir alanda. Geçen yıllar içinde zaman zaman çok severek yaptığım bir işi yapıyorum yine. En çok mutlu olduğum bir iş üstelik.

1,5 yıldır -şimdilerde tam 4 yaşında olan- dünyalar tatlısı bir aşkla birlikteyim. Gün boyunca ben de onun sayesinde çocuk oluyorum. Neler yapmıyoruz ki birlikte. İnstagram sayfamız bile var. Burada 👉 "mine_ile_metehan" dan takip edebilirsiniz yaptıklarımızı. Metehan benim için özel ve ayrı. Ama ya diğerleri... Nehir, Kuzey, Çınar, Saşa, Deniz, Eva, Batuhan, artık çok sık göremesek de hep özlediğimiz Tuna.  Hepsi aşağı yukarı aynı yaş grubu. Ve hepsi benim arkadaşım ben de onların arkadaşı.

"O kartonu atma anne biz Minemle bişeyler yaparız ondan. "  "Mineeee! burada bir salyangoz var sevelim mi?" " Minişşş kaydıraktan kayar mısın sen de?"  "Mineciim, biraz gelir misin?" ve neredeyse her akşam "Meneeee! gidemezsin, gitme burda kal!" 




Anlayacağınız  onlarla birlikteyken ben de 4 yaşında bir çocuk oluyorum. Artan zamanlarımda malum biraz evin işleri çokca ders çalışma. Sosyoloji 2. sınıfta bu gün bitti inşallah. Artık 3. sınıf oldum. Sonuçların açıklanmasına çok var ama ben bu dersleri verdim verdim yoksa veremedim tekrar edeceğim. Kiii hiç istemiyorum tekrar etmeyi bu yüzden deliler gibi ders çalıştım.


 Aaa, bu arada geçtiğimiz Ekim ayında 1 aylık bir özel eğitim daha aldım. O da yoğun bir programdı. Her hafta sonu sabahtan akşama kadar Şişli Meslek Yüksek okulundaydım. (Bu eğitim Ş.M.Y. okuluyla ilgili değil sadece dersliklerini kullandık.)  Doğum koçluğu eğitici eğitimi ve lohusa, yenidoğan, emzirme danışmanlığı eğitici eğitimi. Yani şimdi hem Doğum koçu Doula'yım, hem de yenidoğan, lohusa, emzirme danışmanıyım. Aynı zaman da da eğitici eğitmeniyim. Peki yapıyor muyum aktif olarak henüz değil. Malum iş öyle okulda aldığın eğitimle hoydaaa kalk hemen yap!la olmuyor. Hoş bazıları için geçerli değil bu düşünce (sağlık alanının ilgili bölümünden geliyorsa başka elbette, o zaman alt yapı kuvvetli oluyor en azından). Ama beni bağlıyor ve benim başka önceliklerim var. Bu yüzden bunu şimdilik cepte tutuyorum ve fırsat buldukça konu ile ilgili okumalara, okuduklarımı derlemeye, düzenlemeye çalışıyorum. Kimbilir belki farklı bir oluşumla bir sürpriz yaparım ileri bir zamanda.

Gelelim bu güne. Evet finalleri de  alnımızın akıyla atlattığmıza göre sınav çıkışı önceden niyetlendiğim gibi eve gidip göbek atmak yerine Kadıköy'e gitmeye karar verdim. İyi ki de vermişim. Bindiğim minibüs tam Haydarpaşa'ya gelmişti ki arkadan bir kadın "kitap fuarına gideceğiz biz inebilir miyiz burada?" demesiyle dikkat kesildim. Yanlış mı duydum? Fuar üstelik kitap fuarı! Trafik tıkanık olduğundan durağa gelmeden arkadan grup olarak alelacele indiler. Durağa gelince ben de indim ve hemen telefonumdan internete girdim. Aslında az biraz gözüme çarpmıştı bir şekilde Kadıköy Belediyesinin etkinlikleri başladı diye. Ama içeriğini incelememiştim. "Haydarpaşa Garı etkinliği 2017" diye aratınca buldum.


Bir sevindim ki sormayın gitsin. Hemen rotamı Fuar'a çevirdim ve daha yolda nasıl bir kalabalıkla karşılaştığımı tahmin edin. Yıllar  önce trenler henüz çalışırken sadece trene binmek için gittiğim Haydarpaşa Garı'na yaklaştıkça merakım da artmaya başladı. Açık bir alanda, trenlerin arasındaki istasyonların aralarında kurulmuş stantlar... Üfül üfül esiyor bir yandan. Kitap kokusu deniz kokusu ile karışmış. Bir yanda yazarların söyleşileri bir yanda imza stantları, kitap stantları... Üstelik çok güzel indirimlerle çeşit çeşit kitaplar. Her yaşa, her duruma, her kültüre, her bilgiye, her talebe göre kitap var gördüğüm kadarıyla. Daha önceden almayı düşündüğüm kitaplar olduğu gibi orada keşfettiğim kitaplarda oldu. Paramın yettiği kadar aldım kitaplarımı. İyi ki azmış param yoksa durma konusunda kontrolü sağlayamaya bilirdim. 😂😂

Değerli insanlarla sohbet etme fırsatı buldum. Güzel davetler aldım. Yayınevlerinin stantları arasında dolaşırken Oyuncu anne Şermin ÇARKACI'nın kitaplarını buldum ve aldım. Kendini ve yazım dilini çok beğendiğimden 2 kitabını alıverdim hemen. DEDEMİN BAKKALI ve OYUNCU ANNE. "Çocuğuyla nitelikli zaman geçirmek isteyen annelere rehber kitap" olarak lanse etmiş kitabın kapağında. Tam benlik süper bir kitap. Bir solukta okuyup bitirmek için can attığım bir kitap.
Dedemin Bakkalı ise daha eve dönüş yolunda dayanamayarak yol boyunca okuduğum çok eğlenceli ama çok da düşündürücü bir kitap.

Yine internetten keşfettiğim ve incelediğim METROPOL DERVİŞİ Cem ÖZÜAK'ın kitabı. İçeriği, konunun ele alınışı, samimi, içten ve doğal anlatımı ile güzel bir kitap. Bir an önce okumak için can attığım bir kitap da bu kitap.

Bir başka kitap BİLİNÇTEKİ SIÇRAMALAR Nimet Erenler GÜLKÖKÜ. Ezoterizmde Rüyalar ve Boyutlar. Pek almayı planlamadığım bir kitap idi. Biraz sürpriz oldu benim içinde. İnşallah aldığıma memnun olacağım bir kitap olur bu kitap da. Haftaya yazarının imza günü var. Gidebilirsem imzalatacağım kısmetse.

Son olarak, yeni tanıdığım bir yazar IŞIK GÜRER'in iki kitabını aldım. 3. kitabı eğer stantta bitmemiş olsaydı onu da kesin alacağımdan emin olabilirsiniz. İlk kitap BOŞ. 😊 Işık GÜRER ve Erol BATİSLAM'ın birlikte çalıştıkları ve oluşturdukları farklı bir kitap. Bir baş ucu kitabı. Şiir gibi ama değil, mini öykü gibi ama değil, bir fotoğraf karşısında fotoğrafın amigdalası.  Bu kitap çok güzel bir çalışma olmuş. Işık hanım bana önce farklı yazarların kitaplarını önerdi. Şöyle baktım önerdiklerine ve aradığım şeyin bir roman olmadığına karar verdim iç sesime kulak verdiğimde. O zaman serbest bıraktı beni ve izledi sadece. Elimi attığım kitapların farklılığını görünce bu kitabı uzattı bana. "Bir de buna bakın inceleyin isterseniz" dedi. Sonra biraz çekingen, biraz heyecanla kendi kitabı olduğunu belirtti kısık bir sesle. Farklı bir kitap dedi. Şiir veya hikaye kitabı değil diye uyardı. Kitabı elime aldım ve içine sayfalarına baktım. Tam benlik dedim güldüm. Benim sıklıkla kullandığım bir yöntemi buldum kitapta. Bir resme bakarım, bir müzik dinlerim, bir kısa olaya gözüm takılır ve o beni alır götürür bambaşka alemlere. Sonra onu dile getiririm hikaye olarak, şiir olarak... İşte bu yüzden alıyorum bunu dedim tereddütsüz. Ama her bir resmin karşılığındaki yazıyı okumadan önce resme bakıp sonra kendi küçük anlatımımı, amigdalamı yazacağım bir kenarına. Ondan sonra kitaptaki yazıyı okuyacağım. Böylece ben de dahil olabileceğim bu yolculuğa. Nasıl fikir ama? Heyecanlı bir okuma olacak benim için.

İkinci kitap; BENİ BİRAZ SEVEBİLİR MİSİNİZ? Işık GÜRER'in gerçek bir yaşamın gözleminden ele aldığı bir kitap. Aslında MİNE' isimli kitabın devamı niteliğinde. Çünkü MİNE de gerçek bir yaşanmışlığın hikayesi imiş. Nedense romanlardan daha fazla gerçek yaşanmışlığın anlatıldığı kitapları okumayı daha çok tercih ediyorum. Kurgu romanları okurken önceliğim kitabın yazarını irdelemek ve tekniğini, anlatımını, kurgulamasını incelemek oluyor çoğunluk. Romanın konusunu ile ilgili duyumsamalar daha sonra geliyor. Buna karşın gerçek yaşam öykülerinin ele alındığı film veya romanları okurken ön planda yaşanmışlık oluyor. Her bir anı sindire sindire okuyorum veya izliyorum. Ancak kitap veya film bittikten sonra okuduğumu/izlediğimi sindirdikten sonra yazarı ve yazarın tekniğini, yazım dilini incelemeye başlıyorum. Film de de oyuncuları, yeteneklerini, yönetmeni, bakış açısını vs. incelemeye başlıyorum.



Bu gün güzel insanlarla tanıştım, güzel sohbetler ettim. Sonra trenlerden birinin bir vagonuna girip nostalji yapmak istedim. Üstelik biraz yorgun biraz da uykusuzluk bu dinlenme ihtiyacını oluşturdu. Kitapların ve güzel iletişimlerin verdiği heyecan ve çoşku ile çok derin nostalji yapamasam da vagona fotoğraf çekilmek için binen gençlerden rica ederek ben de fotoğraf çekilebildim.

Bu durum aslında benim çok genç yaşlarımdan beri yaptığım bir şey. Yolumun üzerinde ne zaman bir sergi, müze, fuar, tarihi bir mekan çıksa, çok acil işim yoksa mutlaka uğrayıp gezerim. Üstelik yalnız gezmeyi daha çok tercih ederim. Çünkü her ne kadar aynı kafada olsak bile, sadece iki kişi bile olsak yine de ben bu lezzete varamıyorum nedense. Sindire sindire, keyfime göre dilediğim sürece gezip inceleyebiliyorum tek başıma olduğumda. Ne açlığım aklıma geliyor, ne ayaklarımın ağrısı ne de zorunlu bekleme yapmak veya bekletmek durumunda kalmıyorum. Paşa gönlümün götürdüğü yerde paşalar kadar mutlu oluyorum sadece.

Fuar gece 22.00 ye kadar devam etse de benim gitme vaktim çoktan geçmişti. İstemeyerek ayrıldım ve evin yolunu tuttum. Haftaya bir aksilik olmadığı taktirde tekrar gitmeyi düşünüyorum. Aklımın takılı kaldığı bir kaç kitap daha var belki onları da alırım bu sayede.

İşte hepsi bu. Çocuklar, kitaplar ve güzel ruhlu insanlar ve de elbetteki kedilerim, iyi ki varsınız.

Sevgi ve muhabbetle kalın, dostça kalın...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder